5. Cadde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5. Cadde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5. Caddede “Savaşa Hayır” Diyen Büyükanneler

Bir Çarşamba öğleden sonra 5. Caddede yürürken Rockefeller Plaza’nın önünde eylem yapan bir grup görüyoruz. Çoğunluğu kadın olan bu küçük gruptaki en genç eylemci en az 70 yaşında olmalı. Şarkı söyleyip dans ediyorlar ve kimseyi rahatsız etmeden naif bir şekilde tepkilerini gösteriyorlar. Ortada ne bir polis var ne de onları engellemeye ya da kontrol etmeye çalışan bir görevli. Yoldan geçenlere verdikleri ilanlardan bir tane de ben alıyorum. Bu ilan, A4 kâğıt boyutunda, siyah beyaz basit bir bilgisayar çıktısı. Yazılanlardan grubun adının “Grandmothers Against the War” (Büyükanneler Savaşa Karşı) olduğunu ve bu grubun 14 Ocak 2004’ten beri her Çarşamba saat 16:30-17:30 arası Rockefeller Plaza’nın önünde eylem yaptıklarını öğreniyorum. Irak’a gönderilen Amerikan askerlerinin tamamen geri gelmesini ve Irak’ta artık daha fazla masum insanın ölmemesini istiyorlar.
Şarkı söyleyip dans eden bu tatlı büyükannelerin görüntülerinin yanına Galatasaray Lisesi’nin önünden bazı kareler getiriyor belleğim, bizim Cumartesi Annelerini hatırlıyorum. Kayıp kızları ve oğulları için Cumartesileri Galatasaray Lisesi’nin önünde oturma eylemi yapan anneleri ilk kez eyleme başladıkları 1995 yılında duymuştuk. Arjantin'de 1976-1983 arasında süren diktatörlük döneminde kayıplarını bulmak için Plaza de Mayo Meydanında buluşan kadınlardan esinlenen Cumartesi Annelerinin yıllar içinde görmedikleri baskı kalmadı. Coplandılar, yerlerde sürüklendiler, gözaltına alındılar. Dönem dönem ciddi şekilde engellendiler ve eylemleri kesintiye uğradı ama yılmadılar. Geçtiğimiz günlerde 297. kez toplandı yine anneler.
Beyoğlu’ndan 5. Caddeye dönüp aktivist büyükannelerin ilanında yazılanları okumaya devam ediyorum.  “Bizim kuşağımız” diyor büyükanneler “babalarını ve amcalarını 2. Dünya Savaşında, kardeşlerini, sevgililerini ve kocalarını Kore Savaşı’nda, oğullarını ve yeğenlerini Vietnam’da kaybetti. Şimdi de saptırılmış yıkıcı bir strateji için torunlarını kaybediyor.” İlanda, Irak ve Afganistan’daki birliklerle ilgili bazı rakamsal veriler de var. Amerikalılar rakamları seviyorlar. Ölenlerin %54’ünün 25 yaşın altında olduğuna, dönenlerin %30’unun akıl sağlığıyla ilgili problemler yaşadığına, ölen Iraklı sivillere ait rakamsal bilgilere ve savaşın maliyetine dikkat çekiyor ilan.
Irak’taki Amerikan birlikleri konusunda halkın genel görüşü de büyükannelerden çok farklı değil. Birliklerin bir yalana dayanarak Irak’a gönderildiğini, masum sivillerin öldürüldüğünü, ülkeye maliyetini ve askerlerin yaşadığı sorunları tartışıyor ortalamanın üzerindeki Amerikalılar.
Daha sonra internette yaptığım araştırmalarda bu grubun 2005’te yaptıkları bir eylem sonucu dünya çapında da tanınmaya başladığını öğreniyorum. 17 Ekim’de Times Meydanı’ndaki asker kayıt bürosuna gidiyorlar. “Bizim hepimizin torunları yok ama orada ölenler dahil bütün çocuklar bizim çocuklarımızdır, bizler uzun ve verimli hayatlar yaşadık ve şimdi onların yerini almak istiyoruz” diyerek askere yazılmak istiyorlar. Eylemleri biraz uzayınca polis 18 kişiyi gözaltına alıyor. Polisin gözaltı sırasında kibar davrandığını, plastik kelepçelerin çok sıkı olmaması için özellikle dikkat ettiğini okurken yine aklım bizim Cumartesi Annelerine gidiyor.

Savaş karşıtı büyükannelerin 2008 yılında bir de kitapları oluyor. Bu grubun kurucuları arasında bulunan 5 torun sahibi büyükanne Joan Wile besteci, söz yazarı ve yorumcu. 8 müzikal, binlerce jingle, film müzikleri ve kabare şarkıları yazmış. Wile, grubun kuruluş amacını, eylemlerini ve özellikle 2005’teki tutuklanma sürecini anlatan “Grandmothers Against the War: Getting off Our Fannies and Standing up for Peace” (Büyükanneler Savaşa Karşı: Popolarımızı Kaldırıyor ve Barışı Destekliyoruz) isimli bir kitap yazıyor. Wile’ın aynı zamanda joanwile isimli bir bloğu da var.

New York dışında San Francisco, Philadelphia ve Atlanta gibi başka kentlerde de savaşa karşı örgütlenen büyükanneler var. Onların hikâyelerini de o kentleri ziyaret edenlerden dinleriz belki bir gün.

Not:
Rockefeller Plaza’nın önündeki karşılaşma Nisan 2010’da gerçekleşmiştir.
Büyükannelerin web sitesi : http://www.grandmothersforpeace.org/gatw
Joan Wile’ın yazdığı blog http://joanwile.blogspot.com/

Aralık 2010

Film Mekanları 1: Breakfast At Tiffany's

Breakfast at Tiffany’s (Tiffany’de Kahvaltı) 1961

Holly'nin 71. Soka'taki Evi
New York’a parti parti gezip eğlenmeye belki de zengin bir koca bulmaya gelmiş Holly Golightly evinin pencere pervazına oturup Moon River’ı söyler. Bu ev 71. sokaktadır. Üst katında da yazar olmaya çalışan Paul Varjak oturur. Holly ve Paul daha sonra birbirlerine aşık olacakladır.

Tiffany's 5. Cadde ve 57. Sokak
Siyah uzun elbisesi, inci kolyesi, topuzu, kocaman güneş gözlükleri ve uzun ağızlıklı sigarasıyla 5. Cadde’deki Tiffany’s maşazasının vitrinine bakarak kahvaltı eder. Öyle erkendir ki 5. Cadde bomboştur. Aslında filmde bomboş görünse de, çekimlerde Audrey Hepburn’u görmek isteyen yüzlerce hayranı yüzünden sahne zorlukla tamamlanabilmiştir. Kült haline gelmiş bu siyah elbise ise 2006’da Londra’da bir müzayedede 807 bin Dolar’a satılmıştır. 

Film Mekanları 2: The Way We Were


The Way We Were (Bulunduğumuz Yol) 1973

The Plaza, 5. Cadde
Başrollerinde Barbra Streisand ile Robert Redford’un oynadığı ve Sydney Pollack’ın yönettiği bu muhteşem filmin unutulmaz son sahnesinde Katie ve Hubbell The Plaza Otel’in önünde yıllar sonra karşılaşır. Muhalif, huzursuz, dünyanın derdini kendine dert etmiş Katie ile düzenin nimetlerinden yararlanmayı tercih etmiş, kariyerinin başında bir yazar Hubbell. Katie aynı kadın, kıvırcık saçlarıyla savaş karşıtı bildiriler dağıtmaya devam ediyor. Hubbell aynı adam, yanında istediği gibi, basit, sade, sorun çıkarmayan düz saçlı, güzel bir kadın vardır. Katie hep yaptığı gibi Hubbell’ın saçını okşar ve artık kült haline gelmiş repliği söyler: “Your girl is lovely Hubbell.” (Sevgilin çok sevimli Hubbell) Filmle aynı adı taşıyan ve Barbra Streisand seslendirdiği film kadar unutulmaz şarkı çalar, yazılar akar ve film biter.
Bu sahne yüzünden, kadın hayranlarının uzun yıllar boyunca Robert Redford’un yanına gelip saçını Katie gibi okşadıkları söylenmektedir.   
Sex and the City dizisinin 2. sezon final bölümü de bu sahneye göndermeyle biter. 

Film Mekanları 9: 13 Going 30

13 Going 30 (Keşke 30 Olsam) 2004
Filmde 13 yaşındaki Jenna’nın ergen sorunlarından bir an önce uzaklaşmak için 13. doğumgününde dilediği keşke 30 olsam dileğinin gerçekleşmesini izliyoruz. Bu filmin beni çeken yanı ise keyif veren, eğlenceli bir film olmasının yanı sıra 2004 yılında 30 yaşında olan Jenna gibi benim de o yıl 30 yaşında oluşumdu. Dünyanın henüz bu kadar globalleşmediği 1987 yılında 13 yaşında olan ergen kızların, ister Amerika’da yaşasın ister Türkiye’de saç modellerinin, dinledikleri şarkıların, dansların, okuldaki dengelerin ve doğum günü kutlamalarının neredeyse tıpatıp aynı olduğunu şaşırarak izlemiştim. 


New York Public Library, 5. Cadde ve 42. Sokak
Romantik komedilerin değişmez klişelerinden olan kızın yıllarca serseri olanın peşinden koşup aslında yıllardır yanı başında duran efendi çocuğa aşık olduğunu anlamasıdır özetle filmin teması. New York’u iyi bir arka fon olarak kullanan filmin efendi çocuğu Matt fotoğrafçı olmuştur ve Jenna’nın çalıştığı dergi için, bana göre New York’un en güzel binalarından olan, Public Library’nin önünde fotoğraflar çeker.